Defter

Kaldırım Ressamlığı

Okumakta olduğunuz yazı, “Sokak Sanatçıları” başlığıyla ilk olarak mavimikrofon dergisinin nisan 2013 sayısında yayınlanan dosya çalışmasının yazılarından birisi olup Furkan Güven Taştan tarafından kaleme alınmıştır. Dosya çalışmasında yer alan diğer yazı ve röportajlar için sayfanın en alt kısmında yer alan bağlantıları kullanınız.

1930’ların Londra’sında, para kazandırmayan ama berduşlar arasında itibar kazandıran bir meslek, kaldırım ressamlığı.

Bitmemiş inşaatlarda talihiniz olduğu için bulduğunuz tebeşiriniz, sizin tek teknik malzemeniz. Allı pullu boyalara gerek yok, bir tebeşir yetiyor. Sonrası sizin gözlerinize ve fırsatları değerlendirmenize kalmış. Fırsatlar demişken, gözünüzde büyütmeyin bu kelimeyi. Yağmursuz havalarda boş bir kaldırım bulma fırsatından bahsediyorum. Şu…. Göze bir kaldırım kestirme ve hemencecik kaldırıma konma eylemlerini ne kadar hızlı yapabileceğinizle ilgili olan fırsat.

Gözünüze kaldırım kestirip, o kaldırıma ilişkin geçici mülkiyetinizi ilan ettikten sonra sanatınızı ifşa etmeye başlıyorsunuz. Başlar başlamaz ilk sorun, kaldırıma ne çizeceğiniz. Berduş bir kaldırım ressamı olduğunuz düşünüldüğünde, kilometrelerce topukladığınız yollarda bulduğunuz izgaritlerin çevresinde birkaç gazete parçasına rastladıysanız ve bu gazete parçasında bir ünlü siyasetçi varsa şanslısınız. Hemen o resmi taklit ederek bir karikatür oluşturmaya bakın. Başka ne olacak, kaldırıma son akşam yemeği çizecek haliniz yok ya. Hem, elinizde tek bir beyaz tebeşiriniz var unutmayın, bununla sadece çizgisel çalışma yapılır. Birkaç ton kullanamazsınız. Ha, sakalınızı keseceğiniz keskin bir usturanız varsa, onu birkaç şiline satıp boya aldıktan sonra renkli şeyler yapabilirsiniz. Ama, vücudunuzla birlikte bir düşkünlerevinden başka bir düşkünlerevine taşınması gereken sadece üstündeki elbiselerinizse ve beş parasızsanız o beyaz tebeşire mahkumsunuz.

Kaldırımı kullanan insanlar, yeteneğiniz olduğuna inanıyor ve bu hoşlarına gidiyorsa; o kaldırım üzerinde sanat ifşa eden ‘kaldırımcı’lar arasında yapılan yetenek oylamasında sizi oyluyor ve cebindeki birkaç peniyi size uzatıyor. Aslında bakmayın uzatıyor dediğime. Çoğu zaman yarım peniyi yüzünüze doğru fırlatıyor, siz dahasını istemek için sizi ilgiyle izleyenlere şapka açıyorsunuz. Onlar da yarım bıraktıkları işleri tamamlayıp, bir yarım’lık daha atıyorlar. (o zamanın yetenek sizsiniz’i birkaç peniyle, en baba bir şilinle yapılıyormuş işte; şimdiki gibi Birleşik Krallık finalistine bir milyon sterlin verilemez ya!) Bu miktar, tekne yarışı gününde, kupa finali gününde dört sterline kadar çıkabiliyor. Bu da sizin, yaklaşık on-on beş günlük otel masrafınız demek oluyor.

Bu işten kazandığınız para, size —bazen bir öğün, bazen iki öğün; ama asla üç öğün değil— bir bardak çay ve iki dilim margarinlik yemeğinize ve altı aylık kiri içinde barındıran yatağınızın masrafını karşılamaya yarıyor. Yağmur yağmadığı sürece, gündelik hayatınızı idame ettirebileceğiniz bir geliriniz var anlayacağınız. Bütün bu kötü şartlara rağmen şunu sakın gözden kaçırmayın, başta dediğim gibi; nasıl ki, toplumun alt düzeyindeki meslekler arasında küçük bir atölyeye sahip marangozların belli bir itibarı varsa; kaldırım ressamlığının da 1930’lar Londra’sındaki berduşları arasında öyle bir itibarı var; ve siz bulunduğunuz sosyal sınıf içerisinde itibarlı konumdasınız. ■

*Yazı, George Orwell’ın Paris ve Londra’da Beş Parasız adlı eserinde geçen Bozo adındaki kaldırım ressamından ilham alınarak oluşturulmuştur

“Sokak Sanatçıları” dosyasının muhtevası

Yazar hakkında

mavimikrofon

Yorum Ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın

Önceki yazıyı okuyun:
Sokak Sanatçılığı Üzerine

Demincek geçtim Kızılay’dan. Gündüzün, o tek telâşesi harcamak olan başıbozuk kalabalığı, yerini gecenin telâşesiz kalabalığına tevdi etmiş. Hava ihtilal türküleri...

Kapat