Hukuk

Prof. Dr. Işıl Ergüvenç: AİHM, kararlarında esas olarak yaşayan hukuk metodolojisini kullanır.

Katkılarından ötürü Stj. Av. Tuna Yasin Taştan‘a, Stj. Av. Selin Parlak‘a ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Elif Kara‘ya teşekkür ederim!

(00:59) Hukukla tanışması

— Bu bölümde konuğum Prof. Dr. Işıl Ergüvenç. Hocam hoş geldiniz.

— Hoş bulduk, merhaba.

— Bugün Işıl Hoca ile birlikte hem akademik geçmişini, metotlarını hem de AİHM’deki görev süresince yaşadıklarını ve oradaki yöntemleri konuşacağız. İlk soru ile başlamak istiyorum hocam, müsaadenizle. Siz bildiğim kadarıyla önce Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldunuz. Onun ardından yaklaşık yedi yıl sonra da hukuk fakültesinden mezun oldunuz. Siyasalın ardından neden hukuku tercih ettiniz, hukuk hikayeniz nasıl başladı? Buradan başlayabiliriz.

— Tamam, peki. Çok teşekkür ediyorum. Tabii ben önce herkes liseyi bitirdiği zaman böyle hayalinde birtakım meslekler vardır. Benim de hayalimde dış işleri bakanlığı, diplomat olmak vardı. Yabancı dil bilgim de iyiydi. Galatasaray Lisesinden mezunum, Fransızca bilmek önemli diye düşünüyorum. İngilizcem de fena değildi. Bu bakımdan siyasal bilgileri tercih ettim. Dört yıl Siyasal Bilgilerde okudum, çok da iyi bir eğitim aldığımı gördüm. Siyasal Bilgiler tabii karma bir eğitim her şey var içinde. İktisat var, maliye var, finans var, uluslararası ilişkiler teorileri var, Ortadoğu ilişkileri var. Artı bir de bütün hukuk derslerinden de birer parça var: borçlar hukuku var, ceza hukuku var. Ama tabi siyasal bilgilerde benim daha sonra da ağırlıklı olarak uzmanlık alanım olarak da seçtiğim devletler umumi hukuku yani uluslararası hukuk bize çok ağırlıklı olarak öğretildi. Tabii ben çok sevdim. Daha sonra fakülteyi bitirirken de bir asistanlık teklifi olunca da imtihana girdim, üniversitede asistan oldum. Dolayısıyla akademik kariyere yöneldim. Akademik kariyere yönelince de hem hukuk bilim dalında asistan olunca sadece siyasal bilgiler mezuniyetiyle bu işin gitmeyeceğini çünkü bir hukuk doktorası yapmam gerektiğini, zaten hocalarımda öyle söyledi, (anladım). Dolayısıyla ben tekrardan hukuk fakültesine girdim. Böylece hem asistanlığa devam ettim hem hukukta okudum. İstanbul Hukuk’ta da yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı yaptım, ama hukuk lisansım Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden.

(06:10) Ufkunu genişletenler

— Bugünden geçmişe yönelik tecrübelerinizden hareketle hem İnsan Hakları Mahkemesi hem de akademisyenlik tecrübenizde sizin ufkunuzu genişleten, perspektifinizde bir kırılmaya yol açan akademisyen, hâkim ya da eserleri bizimle paylaşabilir misiniz?

— Tabii. Şimdi ben doktora tezimi rahmetli hocam Prof. Dr. Erdoğan Teziç ile beraber yaptım. Bir de o zaman meşhur anayasa hukukçularından Mauro Cappelletti vardı, Modern Çağda Anayasa Yargısı (Judicial Review in the Contemporary World) diye bir kitabı vardı. Onu fotokopiler yapmıştık, o zamanlar öyle birisi bir kütüphaneden getiriyor onu fotokopiler yapıyoruz. Onu okumuştum ufkumu çok açmıştı. Ama Erdoğan Hoca’dan, Allah rahmet eylesin, çok şey öğrendim. En önemlisi her zaman söylediği bir şey vardı daha ilk derste onu demişti; her zaman içtihatla çalışın demiştir, yani içtihatsız hiçbir şey olmaz. Mutlaka fikirlerinizi, düşüncenizi, teorinizi içtihatla örneklemeniz sağlamlaştırmanız gerekir demişti.

(13:05) Akademiden uygulamaya geçişi

— 2008’de seçildiğinizde Galatasaray Üniversitesinde Devletler Umumi hukuki kürsüsünde profesör olarak görev yapıyordunuz.

— Evet, ana bilim dalı başkanıydım, aynı zamanda bizim bir Avrupa Araştırmaları Merkezimiz vardı onun da direktörlüğünü yürütüyordum.

— O sene akademik dünyadan 47 ülke için bağlayıcı kararlar üreten bir mahkemeye, AİHM’ye, atandınız. Akademik dünyadan bu anlamda uygulamanın sık ve yoğun yaşandığı bir dünyaya geçiş sizin için nasıl oldu? Zorlandığınız oldu mu?

— Herkes bana orada da üniversiteden geldin zorlanıyor musun diye sordu. Çünkü bir anda teoriden pratiğin içine atlamış durumdasınız, yani somut olayı çözmek durumundasınız nasıl çözeceksiniz ve bu bizim akademisyenlerin yapmadığı bir şey. Biz daha çok dersimizi anlatırız, kitapları. Ne kadar içtihattan örnek de verseniz sonuçta teoriksinizdir yani. Fakat tabi AİHM’nin yapısında 47 ülkeden gelen hakimlerin bir kısmı akademik dünyadan geliyor, diğer bir kısmı ise yargıdan geliyor. Yani yargı dünyasından gelen hakimlerle akademik dünyadan gelenlerin birlikteliğinden aslında bu kadar güzel içtihatlar çıkıyor diyeyim ben size. Beraber çalışıyoruz bizim eksiğimizi o hakimler kapatıyor. Belki göremediği şeyleri o hakimler kapatıyor çünkü tartışılıyor o kararlar. Onun dikkat etmediği bir şeyi ben görüyorum, şunu unutmayın şöyle bir kitap var bakın bu şöyle yazılmış falan diyorsunuz. Ben açıkçası hiç zorlanmadım. Benden eski ve tecrübeleri hakimler, eski daire başkanım çok önemli bir profesördür, ceza hukuku profesörü Françoise Tulken; o hep sen hiç zorlanmadın, dedi. Anında o pratiğe o davaların çözümüne adapte oldun, dedi. Belki çok fazla içtihatla çalışmamdan dolayıdır, mahkemenin içtihadını tanımamdan dolayıdır. Yani bir zorluk çekmedim açıkçası.

— Zaten kişisel veriler de artan önemi kapsamında 8. Madde kapsamında değerlendiriliyor.

— Tabii, tabii. Bir anekdot anlatayım. Bir hâkim karşı oyunda kullandı bunu, ondan sonra da herkesin çok hoşuna gitti herkes buna referans yaptı. 8 rakamı yan çevirince sonsuzluk (∞) oluyor. Yani 8. madde için sonsuzluk yaptı. Çünkü o kadar geniş yorumlanıyor ki artık 8. Madde, bu geniş yorumla birlikte 8. Maddenin uygulama kabiliyeti sınırsız oldu.

— Konsey mahkemenin uzun dönemli kalıcılığını sağlayabilmek için çeşitli reformlara da başladı. 2010 yılında çıkardığı protokol var, 14 No.lu protokol. Bu protokolde yeni usuller ve kabul edilebilirlik kriterleri getirdi. Benzer şekilde 2010’dan itibaren çeşitli üst düzey konferanslar düzenleyerek yeni metot arayışına girdiğini de duyurdu. Bu kapsamda zaten biraz bahsettik karar alma süreçlerindeki yeniliklerden ama şunu sormak istiyorum. Özellikle içinde bulunduğumuz pandemi dönemi; kişilerin, buna Avrupa Konseyi üyesi devletlerde yaşayan insanlar da dahil, kurumlara otoritelere olan inançlarında bir sarsılma öngörülüyor; hep bundan bahsediliyor. Bu anlamda mahkeme 2050 yılında örneğin, yine icrailiği mümkün olan kararlar verebilecek mi? Mahkemenin bu anlamda geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

— Mahkemenin kararlarda asıl uyguladığı metodoloji “yaşayan hukuk” metodolojisidir, yani “living tree” diyorlar yaşayan bir ağaç. Sözleşme 1950’de, yani o sözleşmeyi 1950’den bugüne mahkeme getiriyor yoksa orada yazan hak ve özgürlükler her yerde aynısı, açın bizim anayasayı aynısı var. Yani onda bir değişiklik, bir şey yok. Önemli olan toplumun değişen hayat koşullarında o sözleşmenin yorumlanması. Mahkeme kendisini buna çok iyi adapte etmiş, geçmiş yıllarda böyle olmuş. Şimdi bence biraz durgun gidiyor, yani eski aktivistliği pek kalmadı gibi diyebilirim. Mahkeme bugün bu çerçevede yeniden yapılanıyor ve içtihadını bu doğrultuda geliştiriyor. “Subsidiarity ilkesi”, yani aslında ben sonradan bu işe bakmalıyım, siz bakmalısınız diyor. Kime söylüyor bunu? Ulusal makamlara söylüyor.

— Mahkemedeki tecrübelerinizden hareketle şunu sormak istiyorum. Türk hakimlerine ne önerirsiniz?

— Her şeyden önce, hep söylediğim bir şey var ben akademisyenken de aynı şeyi söylüyordum. AİHM’de hâkim olduğum zaman da aynı şeyi söyledim. Mutlaka ve mutlaka uluslararası hukuka açık olmaları lazım. Mantaliteleri ile açık olmaları lazım ve AİHS’ni kararlarında uygulanmaları lazım ve birey merkezli bir yaklaşımda bulunmaları lazım. Yani biliyoruz, hepimiz araştırmalar da yapılıyor, genelde Türk yargısında bir devleti koruma refleksi var. Bu bugünkü dünyada yeri olan bir şey değil. Elbette devlette elbette korunacak ama bu ikisi arasında bir denge var.  İşte o üçlü testi yapacaksınız bu gerçekten zorunlu mu demokratik bir toplumda diye siz bakacaksınız. Aslında en iyi bakıp değerlendirecek olan ulusal hakimdir, Avrupa bundan sonra gelir. Onun için bu ikincillik prensibi subsidiarity çerçevesinde önemli. Yani sözleşmenin içeride birinci elden uygulanması lazım.

Yazar hakkında

Furkan Güven Taştan

Erzurum'da doğdu. Ankara Lisesi ve ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi. Daha ayrıntılısı için tıklayınız.

Yorum Ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın