Hukuk

Prof. Dr. Ayşe Odman Boztosun: Hukuk eğitiminde etik, yöntem ve anayasa hukuku öncelenmelidir.

Katkılarından ötürü Stj. Av. 🙏 Tuna Yasin Taştan’a ve Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi 🙏 Elif Kara‘ya teşekkür ederim!

Lise eğitiminizden başlamak istiyorum Hocam, Robert Koleji mezunusunuz ve bir konferansınızda da “Öğrenmeyi Öğrenme” konseptiyle burada tanıştığınızı ifade ettiniz. Öğrenmeyi öğrenmek ne demektir, bunu biraz açabilir miyiz?

(…) Öncelikle merkeze ilgi ve merak, bunu yerleştirmemiz gerekiyor. Bunu merkeze yerleştirdikten sonra ise işin teknik boyutu başlıyor, yani öğrenmeyi öğrenme boyutu başlıyor. Burada şunun farkına varmamız gerekiyor: Merak, ilgi aslında bir dinamo ve bir merkezkaç kuvveti yaratıyor beynimizde. Sorular soruları getiriyor, çağrıştırıyor. Böylelikle beynimizde bir döngüsel hareket başlıyor. İşte bu döngüsel hareket bizim düşünmemiz, uygulamamız ve öğrenmemizin kaynağı oluyor. Bundan korkmamamız çekinmememiz gerekiyor. (…)

Yüksek lisans eğitiminize geçmek istiyorum Hocam. Oxford’dan aldığınız iki yüksek lisans dereceniz var. Bunlardan birisini Jean Monnet bursiyeri olarak tamamlamışsınız. Sormak istediğim şey: Neden iki yüksek lisans yapmayı tercih ettiniz?

İlk yüksek lisans dönemim o kadar eğlenceli benim için o kadar dolu dolu hem akademik açıdan hem de öğrencilik açısından o kadar güzel geçti ki hakikaten oraya tekrardan gitmek istedim. (…)

Bir yandan doktoram devam ediyordu ama bir yandan da bir yıllık bursum vardı çünkü başvurabileceğim uygun program ikinci bir yüksek lisans programıydı. Ama bu ikinci yüksek lisans çalışmam tam da bu doktora çalışmalarıma uygundu.

Hocam, o ikinci yüksek lisansın da ben içeriğini merak ediyorum.  Hukuksal araştırma üzerine yüksek lisans programına ben daha önce denk gelmemiştim. Bu programın size yöntem bakımından ne kattığını merak ediyorum ve sonundaki tez çalışmanızın belki içeriğinden bahsedebiliriz.

(…) Ona yazıp götürdüğüm bölümleri kıpkırmızı bir şekilde bana geri verdi. Her şeyi unutsam unutmayacağım bir ölçü verdi bana, dedi ki, cümlelerin bir buçuk satırdan uzun olmayacak. Bu o kadar önemli ki bakın bunu yapmaya çalışın. (…)

Sizi derinden etkileyen hocalar ya da kitaplar oldu mu?

Tek bir hocadan bahsetmem çok zor. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir ruh var, bir ekol. Bu fakülte Türkiye’nin en eski fakültesi. Aynı zamanda bunu ta Roma Hukuku dönemine yani İstanbul’un bin beş yüz yıl öncesine getirirsek aynı yerde yine bir hukuk fakültesi var. Orada bir ruh geziniyor. Yani bütün hocalarında aslında bir katkı sunduğu akademik gelenek bir pınar gibi, hepimiz bundan besleniyoruz. Ben bütün hocalarımın taşıdığı o gelenekten etkilendim, bu ortak ruhtan etkilendim. Dolayısıyla bir hocamızı dile getirmek yerine bunu vurgulamak istiyorum. (…)

Yeni mezun olmuştum herhalde okuduğumda çok etkilenmiştim, Latin Amerika’nın Kesik Damarları (Eduardo Galeano). O zaman ben Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin kıymetini çok iyi anladım. Yani bir ülkenin sömürgeleştirilmiş olmasıyla, bağımsız bir ülke olması arasındaki farkı bana o kadar çarpıcı bir şekilde göstermişti ki. Biz o kadar talihliyiz ki… Vatanımızda hür bir şekilde yaşıyoruz ve o ezikliği hiç yaşamadık.

Sizce hukuk eğitimde öncelenmesi gereken başlıklar nelerdir?

Akademisyenlik kariyerimin yirmi beşinci yılındayım. Öğrenci de oldum, kürsünün diğer tarafına da geçtim. Bütün bu deneyim sonucunda üç konunun olmazsa olmaz, programlarda yer alması gereken konu olduğu sonucuna vardım.

Birinci konu etik. Muhakkak hukuk fakültelerinin ders programında bir etik serisi olmalı. (…) Etik olmadan hukuk yapılmaz. Bu kadar da iddialı şekilde söylüyorum, bu birinci bileşen.

İkincisi sizin de hem konuşmamızın başından beri üzerinde durduğunuz hem de özellikle bu seride hep vurguladığınız konu: yöntembilim. Bu da maalesef biraz tu kaka edilmiş, yana itilmiş ders programlarında. Niye? Çünkü zor geliyor. Neden zor geliyor? Çünkü gerçekten beynimizi işe koşmamız gerekiyor. (…)

Sac ayağının üçüncü ana dalı ise anayasa hukuku. Diyeceksiniz ki anayasa hukuku yok mu? Tabii ki var, zorunlu ders hem de ilk sınıfta zorunlu ders hatta işte anayasa yargısı gibi daha farklı sonradan dönemlik dersler de oluyor. Ama benim anayasa hukukundan anladığım şey şu: Önce özgürlükleri konuşmalıyız. Çünkü anayasa öncelikle ne yapar özgürlüklerimizi sayar ondan sonra bu özgürlüklerin sınırlandırılması koşullarını belirtir yani sınırlandırmayı sınırlar. Biz bunu konuşuyor muyuz anayasa hukukunda? (…)

Hukukta doğru soruyu sormanın önemi nedir?

Öncelikle sorular kutsaldır. Öğrenciler soru soracak ki daha nitelikli sorular sormayı, doğru sorular sormayı öğrensinler; bu dolayısıyla bir süreç. Bu üniversiteye geldiklerinde başlayan bir şey olmamalı. Yani doğdukları andan itibaren “Sus! Ne soruyorsun? Ne merak ediyorsun?” diye bastırılan bir kişinin tekrar açılması kolay olmuyor, benim üç haftam böyle geçiyor zaten hukuk başlangıcı dersinde. Öğrencilere tekrardan hatırlatmaya çalışıyorum: Bir zamanlar sizler meraklı, soru soran varlıklardandınız. Sonra hepiniz birer test çocuğu oldunuz. Şimdi tekrar beyninizi, ufkunuzu açın ve merak edin sormaya başlayın. (…)

Hocam şimdi Anayasa Candır’a tekrar hikâye üzerinden dönebiliriz. Merak ettiğim bu fikir nasıl doğdu?

(…) Yıllar içerisinde de özellikle birinci sınıftaki hukuk başlangıcı dersindeki öğrencilerime hukukun temel kavramlarını anlatmaya çalışırken bir çok öykü çıktı, doğdu. Baktım ki onlara öykülerle ulaştığım zaman akıllarında çok daha iyi kalıyor. Kavramları etiketlediğimiz zaman beynimiz çok daha çabuk çağırabiliyor. Diğer kavramlarla bu durumda bağlantısını kurması da daha kolay oluyor. Bu benim için önemli bir tespitti. Dolayısıyla sanırım ilk temelleri o zaman atıldı. Bir yandan da kendimin de yabancılaşmış olduğu Anayasaya derslerde gittikçe daha çok yer verdiğimi, hep anayasal temellere girdiğimi gördüm. (…)

Hukuk eğitiminde hikayelerden nasıl faydalanılabilir?

Yine hepsi birbirine bağlı. Biz öykülerle dünyayı algılıyoruz. Çünkü önce masallarla büyüyoruz. Hiç masal anlatılmamış çocukların hayal dünyası da daha zayıf oluyor. Öykü beyne içebileceği bir su vermektir. Çünkü tıpkı serum gibidir öykü, çok hızlı bir şekilde kana karışır ve beyin eğer o sırada açıksa o öyküye inanır. Ama siz teorik bilgi anlatın, kuru hale gelmiş diyelim Kemal Gözler Hoca’nın dediği gibi, zaten beyin onu almakta zorlanıyor. Dolayısıyla ister istemez kendisi bir faaliyete girişiyor, ezber faaliyetine girişiyor. Öğrenme faaliyeti olmuyor o. Yani her alana da uygulayabiliriz. (…)

Hem bir hikâye anlatıcısı olarak hem de çeyrek asırlık akademik tecrübeye sahip bir akademisyen olarak, genç meslektaşlarınıza neler tavsiye ederisiniz?

(…) Yani şu anda dünyayı belirli bir düzlemde görüyorsunuz ama kanatlarınızı açarsanız ve yükselirseniz çok daha güzel manzaralar göreceksiniz. Hayat büyük bir armağan bunu yaşayın. İnsanlığınızın gereğini yapın, öyle söyleyeyim.

Bu podcast vesilesiyle sizi tanıdığıma çok memnun oldum. Kapanışı sizin kitabınızdan bir cümle ile yapmak istiyorum. Devlet Zeyno’ya hitaben şunları söylüyor: “Benim sağlığım ve iyiliğim için yapabileceğiniz en iyi şey şimdi senin yaptığın gibi cesur olmak ve beni sorgulamaktır.” Zaman ayırdığınız ve programa katıldığınız için çok teşekkür ederim Hocam.

Ben de çok teşekkür ederim Furkan Bey. Çok güzel bir program oldu. Selamlar, sevgiler herkese…

Yazar hakkında

Furkan Güven Taştan

Erzurum'da doğdu. Ankara Lisesi ve ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi. Daha ayrıntılısı için tıklayınız.

Yorum Ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın