Kategoriler
Hukuk

Prof. Dr. Şebnem Akipek: Medeni hukuk alanında akademisyen olmaya ortaokulda karar verdim.

Şebnem Akipek, uzun yıllar Ankara Hukuk’ta görev yaptı; şimdi ise TED Üniversitesi’nde öğretim üyeliğini sürdürüyor. Şebnem Hoca’yla kariyerini, yurt içi ve yurtdışında aldığı görevleri ve akademiye dair çeşitli yöntemler üzerine konuştuk.

https://www.youtube.com/embed/KNvwclJV5gs

Katkılarından ötürü Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Elif Kara‘ya teşekkür ederim!

— Bu bölümde konuğum, Sn. Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal. Hocam, hoş geldiniz.

— Hoş bulduk, çok teşekkür ederim. Uzaktan da olsa seninle beraber olmak çok güzel Furkancığım.

Şebnem Hoca ile bugün kendi akademik geçmişini, hem yurt içinde hem de yurt dışında üniversite dışı akademik ve diğer tecrübelerini ve üniversitelere ilişkin konuşacağız. Hemen ilk soruya geçmek istiyorum. Sizin öz geçmişinizi incelediğimde tabii en çok dikkat çeken şeylerden bir tanesi Ankara Hukuk Fakültesine birinci olarak girip buradan yine birinci olarak mezun oluşunuz. Çift birinciliğiniz nedeni ile benim en çok merak ettiğim husus hem lisans yıllarında hem de sonrasında nasıl ders çalıştınız? Hukuk fakültesine giren öğrenciler açısından en bocalanan hususlardan bir tanesi de hukukun nasıl çalışılacağına ilişkin oluyor. Bu konuda neler söylersiniz?

— Valla öncelikle şunu söylemek lazım tabii: Ben ortaokul, lise yıllarımda da çalışkan bir öğrenciydim ama galiba hiç tabiri caizse “inek” öğrenci olmadım. Yani çalışkanlıkla inekliği ben birbirinden biraz ayırt ediyorum. Ben hem sosyalleşmeyi seven hem gezmeyi çok seven ama bir taraftan da ders çalışmaya geldiği zaman çok disiplinli olabilen bir insanım.

Ben ortaokula başladığımda, Ankara Koleji mezunuyum, hazırlığa başladığım zaman rahmetli babam söylemişti. “Kızım, eğer hayatında disiplin kurmayı başarabilirsen o disiplinle de çalışmayı da başarırsan hiçbir şeyden korkma çok rahat yapabilirsin ama disiplinli olmazsan dağınık dağınık çalışırsan ne çalıştığından zevk alırsın ne gezdiğinden başka faaliyetlerden zevk alırsın. Bunları çok iyi dengelemeyi başarman lazım.” demişti. Galiba babamın o sözü ben de çok etkili oldu.

Rahmetli yengem Jale Akipek, benim amcamın eşi, medeni hukuk profesörü. Yengemi çok severdim zaten ve orta sonda iken karar vermiştim ben medeni hukukçu olacağım, yengem gibi olacağım, hukuk fakültesine gideceğim ve üniversitede kalacağım, yengem gibi medeni hukuk alanında ilerleyeceğim diye. Belki de hedefi çok erken koymak da faydalı oldu diye düşünüyorum.

Bütün derslere devam ettim. Yani bütün derslere derken yüzde doksan diyeyim benim de devam etmediğim arada bazı dersler oluyordu elbette ki… Ama mesela sabahki derslerin tamamına giriyordum ve derste de çok iyi not tutarım. Hala da öyleyimdir, bir şey dinlerken mutlaka not tutarım. Sen fark etmişsindir, siz doktora da sunum yaparken de hep yazıyordum. Dolayısıyla bir şey dinlerken mutlaka not tutarım ve aktif dinlerim, çok iyi dinlerim o anlamda. Duyduğumu da kolay kolay unutmam. Hukuk fakültesindeki başarımı da aslında ona borçluyum, sanılanın aksine çok iyi ders dinlemeye borçluyum. Hani biz de hukuk fakültesi öğrencileri derler ya “Derste bir şey öğrenmiyoruz aslında okuyarak (öğreniyoruz)…”. Hayır, ben her şeyi derste öğrendim.

Ben lisans döneminde sizden ders alamadım ama eşya hukuku temelim zayıf olduğu için doktora yeterliliğe hazırlanırken hatırlarsanız Ufuk Üniversitesi’ne gelip eşya hukuku derslerinizi takip etme fırsatım olmuştu. Bunu söylemek bana düşmez ama naçizane eşya hukukunu anlatırken çok açık seçik anlattınız ve bol örnek verip net örneklerle öğrencinin zihnine meseleyi kazıyordunuz. Tabii bunun dışında meseleyi aynı zamanda çok sistematik şekilde aktarıyordunuz öğrenciye. Bu mesleğe yeni başlayacak akademisyenler açısından ders anlatmaya nasıl hazırlanılmalı?

Beni yetiştiren hocam Prof. Dr. Lale Sirmen. Gerçekten Hocama da çok şey borçluyum bu konuda.

Bir gün bir akşam telefon etti bana, tabii cep telefonu falan yok ev telefonundan. Çocuğum sen şurada sen şu derse gidiyorsun şu konuyu anlatıyorsun, diye. Bir anda damdan düşme… O zaman ben düşünmüştüm nasıl anlatmam lazım. Hiç tecrübeniz yok, yeni araştırma görevlisi olmuşsunuz, yirmi iki yaşındasınız, daha yeni mezunsunuz ve hocayla da daha ilk defa çalışmaya başlıyorsunuz, tanımıyorsunuz. Benim lisansta Hocam olmamıştı çünkü Lale Hoca. Ama biliyorum titizliğini de, benim anlattığımı daha sonra ölçecek doğru anlatmış mı anlatmamış mı, sınıf anlamış mı anlamamış mı diye. O gece düşünmüştüm kendi kendime. Benim ne yapmam lazım diye. Şuna karar verdim: Birincisi anlatacağım konuyu çok iyi bilmem lazım. İki, bunu kendim anlayabileceğim şekilde sistematize etmem lazım. Yani kendim ben bunu nasıl anlarım, bana biri anlatıyor olsa nasıl anlatmasını isterim? Ben hep onu ölçü alırım. Ben ne isterim, ne beklerim de onu vereyim?

— Hocam, sübjektif bir kriter ama bu kendinin dinleyeceği bir şeyi ortaya çıkarma yayıncılıkta da var. Özellikle podcast yayıncılarının kendi aralarında birbirlerine en çok tavsiye ettiği şey “Kendinizi dinleyemeyeceği bir yayın yapmayın.”.

— Aynen. Ben de hep öyle yapmışımdır. Yani sana anlatılsa senin anlamayacağın bir şeyi asla öğrencine anlatma.

— İngiltere’de LSE’de yüksek lisans tecrübenim var Hocam. Fakülteden mezun olduktan sonra British Counsel bursuyla oraya gidiyorsunuz. Oradan yöntem bakımından neler öğrendiniz?

Dördüncü sınıfın son döneminde aldığım ders İleri Muhasebe Uygulamaları dersiydi. Dersimize de anmadan geçemeyeceğim rahmetli Prof. Dr. Ahmet Gökdere (giriyordu.) Bizim oklumuzda iktisat hocasıydı, aynı zamanda bu şekilde seçmeli dersler veriyordu. Hoca şöyle bir şey dedi, çocuklar bu İngiliz hükümeti burslar veriyor, bugüne kadar hiç hukuktan başvuran olmamış hiç hukukçu gitmemiş, dedi. Sizlerin de biliyorum dili iyi. Neden hiç denemiyorsunuz, dedi. Hiç haberimiz bile yok.

Hoca söyleyince bizim birkaç arkadaş ilgimizi çekti. Kalktık British Councel’a, o zaman İngiliz Kültür’e gittik.

Sonuç olarak hukukçu olarak bu bursu ilk ben kazandım. Öyle gittim İngiltere’ye. LSE’i de o şekilde seçtim.

Fakat LSE’nin bana kattığı şey vizyon oldu. Yani hukuka biraz daha geniş bakmak.

Tabi bunun yanında çok önemli şeyler de kattı. Mesela Türkiye’de daha çok çok yeni başlayan Fikri ve Sınai Haklar alanı, Intellectual Industrial Property dersi almıştım orada. Onun yanında alternatif çözüm yolları, alternative dispute resolution, dersi almıştım onun içinde mediation benim konumdu. Şimdi çok önemli biliyorsun. Mediation konusunda ilk sunumu ben yapmıştım orada. Türkiye’de ben “arabulucu” kelimesini bile bilmiyordum, yani mediation’ın Türkçesi ne diye düşünüyordum. O kadar olmayan yıllar bu yıllar, 1990-91 tabii bunu da söyleyeyim.

— Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, 2009 yılında görülen dini nikaha ilişkin Şerife Yiğit v. Türkiye dosyasında, Türkiye hükümetinin avukatı olarak savunma yaptınız. Hatta ben konuşmanızı keyifle dinledim, hala Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin sitesinde de var. Süreç nasıl gelişti öncelikle, siz nasıl avukatı oldunuz?

— Olay şöyle bir olay. Gerçekten de olaydaki kişi bir dini nikahlı birliktelik yaşıyor, bu birliktelikten çocukları oluyor, baba çocukları tanıyor hani ondan bir sıkıntı yok. Dört taneydi yanlış hatırlamıyorsam, büyüktü zaten hepsi o dönemde. Fakat daha sonra beyefendi vefat ediyor. Vefat ettikten sonra da davacı diyor ki, biz bunca sene birlikte yaşadık, birlikte olduk, çocuklarımız oldu, ben eşimin sosyal güvenlik haklarını almak istiyorum, diyor. Tabii böyle bir şey mümkün değil çünkü tanınan bir evlilik yok. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iki aşama biliyorsunuz. Öncelikle mahkemede kazanıyor, sonra Yüce Divan’a, yüksek mahkemeye, çıkıyor. Ben o noktada dahil oldum.

Şimdi başvurucu noktasında düşünürseniz hani geçekten üzülüyorsunuz. Bilmeden böyle bir birliktelik yaşamış, kendisini evli zannetmiş yıllarca. O anlamda ona bir empati kurup üzülüyorsunuz, hele de bir kadın olarak bir taraftan üzülüyorsunuz. Ama bir taraftan da bambaşka bir şey. Eğer biz bu şekilde dini nikaha bir gerçeklik tanıyacak olursak bu sefer Medeni Kanun’u çöpe atmış olacağız ve başka şeyler de gelecek onunla beraber. Yani bambaşka şeylere yol açmış olacağız ve onun sonu özellikle kadınlar için çok çok tehlikeli olabilir. Medeni Kanunumuzun önemini hepimiz biliyoruz bu anlamda.

— Akademik dünyaya geçiş yapmak istiyorum Hocam. Siz araştırma ve ders verme faaliyetleri dışında yerli ve yabancı birçok kurumda hukuk müşavirliği, uzman bilirkişilik, işte biraz önce ifade ettik taraf vekilliği, yöneticilik, arabuluculuk, hakemlik gibi çok çeşitli görevlerde bulundunuz. Bu tip görevlerle, bu araştırma ve ders verme faaliyetinin bir arada yürümeyeceğini düşünen akademisyen sayısı da bir hayli fazla öte yandan. Onlara göre akademisyenlik biraz kendisini odaya, kütüphaneye kapatan bir karakteri ifade ediyor. Bu konuda sizin görüşlerinizi merak ediyorum. Bir akademisyenin geleneksel anlamdaki bu araştırma ve ders verme faaliyetleri ile diğer işleri arasında sizce nasıl bir denge olmalı?

— Aslında cevabı sen söyledin: Denge olmalı. Bu denge nasıl olmalı? Ben şunu düşünüyorum Furkancığım: Benim alanım Medeni Hukuk. Bunun içinde aile hukuku da var, sözleşmeler de var, eşya hukuku da var, miras hukuku da var… Yani farklı farklı alanlar var. Artı bağlantılı işte tüketici hukuku, fikri haklar gibi çok çeşitli alanlar da var. Şöyle bir örnek vermek istiyorum sana. Şimdi ben sözleşmelerle ilgili epey bir çalıştım. Sözleşme yapma teknikleri, sözleşme hazırlama dersleri de verdim pek çok kere. Ben hayatımda hiç sözleşme hazırlamadıysam, hiçbir sözleşme nasıl yürüyor bunu gözlemlemediysem, bir sözleşmede ne noktada bir uyuşmazlık çıkabilir bu uyuşmazlıklar nasıl çözülür bunla ilgili hiçbir şey yapmadıysam yani bunun pratiğini bilmiyorsam nasıl size bir sözleşme hazırlama anlatabilirim? Yani bence bu mümkün değil. Bazı şeylerin uygulamasını da görmeniz lazım ki onu teorisiyle ve uygulamasıyla birleştirip harmanlayıp anlatabilesiniz. Ama şunu her zaman söylüyorum, sizlere de hep söylüyorum duymuşsundur mutlaka. Bütün genç arkadaşlarıma bunu öğütlüyorum: Belli aşamalarda sadece akademiye konsantre olun. Bir doktora, sadece akademiye konsantre olun…Bir doçentlik, sadece akademiye konsantre olun. O dönemlerde, o tezlerinizi yazarken, o faaliyetleri yaparken muhakkak akademiye konsantre olun. Ama onun dışında kendi dengenizi kurun. Bu denge bazen bir tarafa kayabilir bazen öbür tarafa kayabilir.

— Hocam her konuğuma sormaya çalıştığım bir sorum var. Sizin ufkunuzu genişleten perspektifinizde kırılmaya yol açan hocalarınız oldu mu? Şimdiye kadar birçok hocanın ismini de zikrettiniz aslında, biraz ipuçlarını da aldım ben oradan ama özellikle akademik kariyerinizde bir değişmeye yol açan sizi bir üst aşamaya taşıyan hocalarınız oldu mu? Onlarla anılarınız varsa bunları merak ediyorum.

— En başta ben yengemi söyleyebilirim. Yengeme duyduğum belki saygı, özenme ne derseniz deyin… Benim için yengem Jale Akipek rahmetli en yol gösterici kişidir.

Ankara Kolejinde okurken öğlenleri haftada bir on günde bir, yengemin de müsait olduğu zamanlarda ona öğlen yemeğe giderdim. Çok keyif alırdım.

benimle beraber mutlaka sofraya oturur, ben yemek yerken benimle büyük adam gibi sohbet ederdi. Ben işte bu sohbetlerde her zaman olabildiğince hukuku, medeni hukuku anlatmaya, medeni kanunu tanıtmaya… Yani bunu çok önemserdi yengem. O zaman tabii bu kelimeler hiç kullanılmıyordu işte “toplumsal cinsiyet eşitliği” şimdi kullandığımız kelimeler ama mesela “kadın erkek eşitliği” … Medeni kanunda kadınlara tanınan haklar, kadınların nereden nereye geldiği… Yengem sürekli bu konuları bana yumuşak yumuşak anlatmaya çalışırdı şimdi fark ediyorum tabii.

Ondan sonra da gerçekten Ahmet Gökdere Hocam benim için İngiltere kapısını açan kişi oldu. Belki hiç o bursa başvurmayacaktım, hiç haberim olamayacaktı. O zaman ben vizyonumun çok daha dar olacağını düşünüyorum açıkçası.

kuşkusuz Medeni Hukuk alanında beni yetiştiren hocalarımın, başta Lale (Sirmen) Hoca olmak üzere çok kattığı şeyler var, hakkını ödeyemem bu anlamda. Onun yanında Fikret (Eren) Hocam, rahmetli Fahrettin (Aral) Hocam hepsinin çok katkıları olduğunu söylemem gerekiyor. Rahmetli Ali Naim Hocam… Ali Naim Hocam o titizliği öğretmiştir. Bir kağıt parçasının bile ne kadar önemli olabileceğini…

— Hocam lisans üstü döneme ilişkin ben sizin danışmanlığınızı yürüttüğünüz arkadaşlarla konuştum. Bu konuda çok titiz olduğunuza da bizzat şahit oldum kitap çalışması esnasında, onlar da benzer şeyler söylediler. Şunu sormak istiyorum tez yazdırırken neye dikkat edersiniz öncelikle?

— Bana katlanacak olmasına dikkat ederim öğrencinin öncelikle. Çünkü ben hiçbir zaman şunu yapmadım hayatım boyunca, yaz sonra da getir bakalım ondan sonra da bitirirsin. Konu seçiminden başlayarak her aşmada birlikte ilerlemeye çalışıyorum ben.

Nefret ettiğiniz bir konuyu yazamazsınız. Konuyu mutlaka sevmeniz, benimsemeniz ve içinize sindirmeniz lazım. O yüzden ben biraz çok titizleniyorum konu seçiminde. Gerçekten öğrencimin seveceği, isteyerek yazacağı ve tabii ki konunun benim de biraz destekleyebileceğim bir konu olması lazım. Çünkü ben arkadan öğrencime fark ettirmeden okumaya çalışıyorum aslında.

Ondan sonra da şunu bekliyorum: Birazcık okuma yapmasını belirli kaynakları toplamasını. O okumalardan sonra bir plan çıkarmasını, içindekiler hazırlamasını. Tabii tez yazılırken o beş yüz kere değişiyor ama o ilk içindekiler çok önemli, ateşleyen o. Onu çıkarmasını önemsiyorum.

Genelde on sayfayı yazdın mı bana getir bir bakalım, gerçekten düzgün gidiyor mu atıf usulleri. İçeriksel olarak değil ama şekilsel olarak. Öncelikle o şekli oturtuyoruz. Ondan sonra artık yazdıkça bölüm bölüm okuyarak gidiyorum. Tabii en sonunda en baştan tekrar okuma. Bir de tabii şunu yapmaya çalışıyorum birlikte oturup birlikte üzerinde çalışma, birlikte tartışma. Benim çoğu özellikle doktora öğrencilerim gece ikilerde üçlerde bizim evde çalıştığımız çok oluyor.

— Konu seçimine ilişkin şeyi merak ediyorum hocam, siz de İngiltere de tecrübe etmişsinizdir. Konunun seçiminde mutlaka net formüle edilmiş bir araştırma sorusu bekleniyor Avrupa’daki ve Amerika’daki üniversitelerde. Bizim tezlerimizde bu kadar net bir şey yok. Bunu bir eksiklik olarak değerlendirir misiniz?

— Bunu biraz yaklaşım farklılığı olarak değerlendiriyorum. Anglosakson yönteminde ya da Amerikan orijinde hep net bir araştırma sorusu üzerinden gidilmesi mantığı var.

Bu hani tümdengelim tümevarım hikayesi, o anlamda bakmak lazım. Ama sonuçta şu oluyor tabii ki: Özellikle bir doktora tezinde en sonunda ne ortaya koyuyorsun? Mutlaka net bir şeyin ortaya çıkması tabii ki bekleniyor. Ama orada bunu baştan koyabilmen önemli, bizde yürürken koyabilmen önemli.

— Hocam laf lafı açıyor daha fazlasını da dinlemek isterim ama program formatı gereği son soruyu da bir yandan yöneltmek istiyorum. Nasıl bitirmek istersiniz?

Herhalde bundan sonraki geleceğin hukukçularına birkaç söz söylemek isterim gibi geliyor bana. Eğer hukuk alanında çalışmayı düşünüyorsanız hukuk alanında çalışmak bir kere özveriyi gerektiriyor bu kesin. İkincisi, hukuk alanında çalışmak ne olursa olsun özellikle avukatlık yapacaksanız başkalarının sorunlarını yüklenmeyi gerektirir. Hakimlik yapacaksanız başkaları ile empati kurmayı gerektirir. Akademisyen olarak çalışacaksanız insanları çok sevmeyi gerektirir. Yani eğer kişilerle iyi ilişki kurabiliyorsanız hukukçuluğu seçin derim.

Hele avukatsanız, hele hakimseniz, akademisyenseniz zaten evleviyetle, ben bu konuyu nasılsa biliyorum diye girmeyin. Her seferinde dönün mutlaka bir kere bakın. Ben en iyi bildiğimi düşündüğüm alanlarda bile hiçbir şeye bakmasam mutlaka bir kanuna bakarım. Bir kanuna bakayım, acaba bu geçekten böyle mi, beni zihnim yanıltıyor mu? Bundan ne olur ödün vermeyin.

— Hocam çok teşekkür ediyorum çok keyifli bir sohbetti sizi daha fazla da dinlemek isterdim ama maalesef zaman nedeni ile bunu burada kesmek zorunda kalıyorum. Ama umarım pandemi bittikten sonra yine sizinle bu konularda muhabbet edebiliriz. Çok teşekkür ediyorum zaman ayırdığınız için.

— Ben çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok keyifli oldu Furkancığım. Bu vesile ile seni de gördüğüm için çok çok memnunum. Herkese iyi günler diliyorum. Görüşmek üzere…

Furkan Güven Taştan

Erzurum'da doğdu. Ankara Lisesi ve ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi. Daha ayrıntılısı için tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir